CPanel

  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
Home

PANDEMİ VE ÖZEL GÜVENLİK RİSK YÖNETİMİ

e-Posta Yazdır PDF

 

 

PANDEMİ VE ÖZEL GÜVENLİK RİSK YÖNETİMİ

Dünyamız son yüzyılın en büyük felaketi ile karşı karşıya kalmıştır. Hiç umulmadık bir zamanda geldi ve tüm kıtaları kasıp kavurdu. Her gün artan oranda vaka sayıları ve beraberinde artan, artmaya devam eden ölümler tedirginliği arttırmakta. Bu arada insanlar çaresizce günlük verileri takip ederek, verilen talimatlara ve alınan önlemlere uymaya çalışıyorlar. Çalışıyorlar diyorum çünkü bir yandan da hayat devam ediyor. Etmekte zorunda.

Salgın hastalıkla birlikte ortaya çıkan mevcut durumdan dolayı artık süper güç, az gelişmişlik, üçüncü dünya ülkeleri gibi kavramları ortadan kaldırdığı gibi bazı sistemlerin, birliklerin ve birlikteliğin sorgulandığı durum ortaya çıktı. Bir anlamda sınırlar fiziki olmasa da kalkmış oldu. Sosyologlar, toplum bilimcileri, siyaset bilimcileri ve ekonomistler artık hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağı ortak kanaatinde hatta bazı ülke liderleri bunu açıkça ifade ederek esas mücadelenin salgın sonrasında olduğunu ve toplumların buna göre davranması gerektiğini ifade ediyorlar. Anlaşılan o ki, artık yeni bir sistemin doğum sancıları yaşanıyor, yeni bir dünya düzeni kurulacak gibi gözüküyor. Bunun da ne olduğu, nasıl olacağı bilinmiyor.

 

Ülkeler artık kendilerini yenidünya düzenine uydurmaya çalışıyor. Durum onu gösteriyor. Uzaktan eğitimler, uzaktan alışverişler, uzaktan sınavlar, evden iş yerine bağlanmalar, online toplantılar, konferanslar gibi hayatımıza birçok yeni uygulamalar giriyor. Bir anlamda yeni alışkanlıklar oluşuyor.

Bunun yanında dünya sağlık sistemi çok ciddi bir sınavdan geçiyor. Sağlık çalışanları çok zor şartlarda ön saflarda mücadele veriyorlar. Ülkeler sağlık sistemlerini güçlü tutmak adına tüm imkânlarını bu sektöre kaydırmış durumda. Aynı zamanda da bilim dünyasının çaresizliği ister istemez insanlarda panik halinin hâkim olmasına yol açıyor. Aslında tüm dünya bir kaosun içinde. Toplumların ciddi manada geleceklerinden kaygı duymaya başladığını görmek hiç de zor değil.

Gelecek kaygısı, belirsizlik kaynaklı olmasının yanında güvenlik kaygılarını da beraberinde getiriyor.

Dikkat edilirse salgından iş yükü anlamında en çok etkilenen, en önde olan sağlık ve güvenlik sektörüdür. Ondan sonra gıda ve lojistik sektörü gelmektedir. Alınan ve alınacak önlemlerin yanı sıra saha takiplerinde, kolluk kuvvetleriyle sağlık kurulları koordineli bir şekilde çalışmak zorunluluğunu da beraberinde getiriyor.

Genel ve Özel Kolluğun Salgın Mesaisi

Genel kolluk adı üzerinde ulusal çapta, devletin himayesinde ve süreklilik arz eden faaliyetleri yürüten genel güvenlikten sorumlu birimlerin ifadesidir. Özel güvenlik lokal anlamda, sınırları, süreleri yetki ve imkanları kısıtlı, kısmen şahısların kısmen de kamunun idaresinde olan tamamlayıcı ve önleyici yan kuruluş durumundadır.

Genel kolluk kuvvetlerinin iş yükü fazlalığı ister istemez özel kolluk kuvvetlerine de yansımaktadır. Özellikle ülkemizde neredeyse tüm kurum, kuruluş ve işletmelerin önleyici hizmet görevleri özel güvenlik birimlerince yürütülmektedir. Hatırlanacağı üzere salgının ülkemizde ilk görüldüğü 2020 Mart ayı ortalarından itibaren alınan önlemler çerçevesinde: her neresi olursa olsun, özel güvenlik görevlileri termal kameralar ve dijital ateş ölçerleri kullanmak sureti ile kontrollere dâhil oldular. Fabrikalarda, bankalarda, AVM’lerde, kurum ve kuruluş binalarında kısacası güvenlik hizmetlerinin yürütüldüğü tüm noktalarda güvenlik bu hizmetleri yerine getirdi. Bir şekilde yeni sağlık sistemine, uygulamalarına olağanüstü hal durumuna uyum sağlandı.

Bunlar güvenlik hizmetleri içinde daha önceden yapıla gelen ve bilinen uygulamalar değildi. Bununla ilgili, yani bulaşıcı hastalıklar veya salgın durumları rutin güvenlik uygulamalarımız dışındaki olaylardı. Daha önceki yazılarımın birisinde “hazırlıksız yakalandık” dediğimde eleştirilmiştim. Ama doğrusu buydu. Çünkü bizim ülkemizin otuz dokuz yıllık yapısal özel güvenlik hizmetleri içinde hiç olmayan bir konu ile karşılaşmış oldu. Onun için hazırlıksız yakalandık. Acil durum ve kriz yönetimi ifadesi olan koruma planlarımıza baktığımızda nelere karşı hazırlıklı olunması istenmiş bakalım; Yangın, doğalgaz, elektrik kaçağı, hırsızlık, deprem ve doğal afetler, sabotaj ve toplu eylemlere karşı bir takım önlemlerin alınmasını içeren bir süreç var. Bütün özel güvenlik yönetici ve birimleri, bu konular üzerinden tüm prosedürlerini oluşturarak güvenlik organizasyonlarını yaptılar. Bizim burada saydıklarımız, korona virüs salgını ortaya çıkmadan önce, hayatın doğal akışı içinde her an karşılaşılabilecek konulardı. Polis bültenlerinde her zaman karşılaşılan şeylerdi. Yani rutin konulardı. Ancak şimdi yaşadığımız salgın hastalık gibi bir konu ilk kez karşılaşılan ve toplum sağlığını direk ilgilendiren bir konu olarak karşımıza çıktı.

Demek oluyor ki, ciddi başka başka risklerin olması kaçınılmaz. Geçtiğimiz yıllarda yine buna benzer bir konu ile karşı karşıya kalmıştık. 15 Temmuz darbe girişimi. O gece bazı özel güvenlik noktalarına yapılan baskınlar hala hafızlarda. TV binalarına, belediye binalarına yapılan müdahaleler gözümüzün önünde. Bu darbe girişiminde hayatını kaybeden özel güvenlik görevlileri oldu.(Güv. Amiri Hakan Gülşen, ÖGG Mehmet Kocakaya, ÖGG Mustafa Kaymakçı).Bu bahsettiğimiz özel güvenlik sektörünün kurumsal yapısı içinde daha önce hiç karşılaşmadığı bir husustu. Burada da tam bir karmaşa hâkimdi. Daha önceden bunun bir simülasyonu oluşturulmamıştı. O gün, güvenlik birimleri ve sektör için hatırı sayılır bir krizdi. Birçok noktada özel güvenlik görevlilerinin silahları toplandı. Bazıları gelen askere teslim olurken, bir kısmı direndi. Belki olaylara şöyle bakanlar olabilir, olayları akışına bırakın, bu güvenlik mantığı içinde olabilecek bir şey değildir. Ancak güvenlik organizasyonu bir plan, prosedür, talimat ile emir komuta zinciri dahilinde işler. Yani gelecek tehdit ve tehlikeye bir planı vardır en azından böyle olmalıdır. Bu olaylar ileriki vizyonların oluşturulmasına esas teşkil edecek açık verilerdir. Bir 28 Mayıs 2013 gezi parkı olayları, bir 2014 yılı 6-7 Ekim Diyarbakır olayları her ne kadar genel kolluğun ve askeri kolluğun görev alanına giren konular olsa da. Banka şubelerine, büyük marketlere, işletmelere ve eğitim kurumlarına yapılan eylemler ve saldırılar doğrudan özel güvenlik birimlerinin görev alanlarına yapılan saldırılardı. Yani eylemler özel güvenliği bire bir ilgilendiren yetkisel sorumluluklarına yapıldığı görülmüştür.

Planlamalara Yeni Boyut Kazandırma

Dolayısı ile örnekleme olarak özel güvenlik eylem planlarının içine ‘İç Karışıklıklar’,’Salgın Hastalıklar’ başlığı altında yeni bir önlemler paketi hazırlanması gerekliliği ortaya çıkar.

Bu eylem planlarında:

-Amaçlar

-Kapsamlar

-Yasal ve hukuksal dayanaklar

-Alınması gereken ve alınacak tedbirler ve eğitimleri

-Uygulanabilirlik testlerinin yapılandırılması ve denetimleri

-Görev tanımlamaları ve yetkilerin sınırları ve süreleri

-Emir Komuta yetkilendirilmeleri

-Birimsel özellikler ile kurumsal ve hukuksal iletişimleri

-Geçici ve kalıcı teçhizatlandırılmaları

-Raporlama ve istatistiksel verilendirmeleri

-Cezalandırma ve mükâfatlandırılmaları gibi başlıklar altında olabilirliği, uygulanabilirliği olan realist planlara ihtiyaç olacaktır. Bu planlar tatbiki anlamda mutlak surette güncellenmesi gerekir ki, amaç hâsıl olsun. Açıklamaya çalıştığımız bu konu hakkında görüşler sadece özel güvenlik hizmetlerine katkı sağlanmıyor aynı zamanda ülke güvenliği ile ulusal güvenliğimize ve toplum sağlığına da katkı sağlamış oluyor. İleriki aşamalarda ortaya koyacağımız başka konularda da eylem planı başlıkları uygulanabilir.

Günün konusu olan salgınla ilintili olarak ‘İç Karışıklıklar’ konusu ileriki süreçte biraz daha ön plana çıkabilir. Bu konu ile alakalı olarak şu değerlendirmeyi yapmamız gerekir:

Bu tür durumlarda, her ulusun kendine özgü bir takım tutum ve davranış şekilleri ile inanç ve ahlaki değer yargıları vardır. Örneğin Amerika kıta ülkelerinde, siyahi ve beyaz karşıtı ırkçı olayları gibi veya tabii afetler sonrasında zaman zaman eyaletler arasında yapılan eylemlerde yağma hareketlerine sıkça rastlanabilmektedir. Ancak Türkiye gibi toplumlarda, değer yargıları ve yaklaşımları farklıdır, daha samimi, içten ve hak hukuk gözetilir bir tutum içinde oldukları bilinir. Ancak bundan da, yağma yıkma gibi sosyal tabanlı olaylar çıkmayacak anlamı çıkarılmamalıdır. Neticede vaziyetler, güvenlik mantığı içinde değerlendirilerek, insan kaynaklı her an, her olay vuku bulabilir yaklaşımı içinde olunmalıdır. Diğer toplumlarda gerçekleşme olasılığı yüzde altmış-yetmiş civarında iken Türk toplumunda belki de yüzde yirmi civarında bir olasılığı vardır ama göz ardı etmemek gerekir. Anadolu tabiri ile ifade etmek gerekirse, zor oyunu bozabilir.

Yerküre içinde şu anki tehdit ve tehlike, eş zamanlı olarak çok yaygın bir şekilde çok fazla sayıda insanı tehdit eden bulaşıcı hastalıklar yani pandemikler ana risk grubunu teşkil etmektedir. Ancak tehditlerin ve tehlikelerin, hangi tehlikenin nereden, ne zaman ve nasıl geleceği belli değildir. Bazen öngörülebilen tehlikeler olabilir. Örneğin yanardağlar, İtalya gibi ülkeler için birinci tehdit unsuru iken ülkemiz için böyle bir tehdidin olması söz konusu değil en azından bu yüzyılda.

Ancak genel anlamda senaryo gereği Türkiye için aşağıdaki tehdit önceliklerini göz ardı edememeyiz;

-İç ve dış odaklı terör faaliyetleri

-Ekonomik tabanlı toplumsal ve işçi hareketleri ile ilgili iç karışıklıklar

-Etnik tabanlı bölücülük faaliyetleri (zaten hep ülke gündeminde olan konu)

-Dini motifli terör olayları

-Mülteci tabanlı olaylar

-Anayasal düzeni devirmeyi amaçlayan yıkıcı faaliyetler

-Sınırsal ve bölgesel faaliyetlerin yansıması

-Tabi afetler

-Salgın hastalıklar.

Terör, çevre ülkelerden kaynaklı savaşlar ve beraberlerinde göç dalgaları ve onların ülkemize taşıyacağı bulaşıcı hastalıklar, ülkemiz içinde bunlara karşı oluşabilecek tepkiler sonucunda bir iç kargaşa ve bunların yoğun yaşadığı sınır kentlerinde de sınır güvenliği. Bu savaşlarda kullanılabilecek kimyasal ve biyolojik silahların yıkım gücü. Ülke sanayisine vurulacak darbe neticesinde ekonomisinin bozulması ve tahrik gücü ile alakalı yıkım ve yağma olayları. Soygunlar ve hırsızlıklar ile diğer güvenlik olayları sıralanabilir.

Yeni Güvenlik Organizasyonlarının Şekillendirilmesi

Şunu söyleyebiliriz, artık yeni güvenlik konseptlerine doğru gidiyoruz, bunu net olarak görmemiz gerekiyor. Peki, yeni güvenlik konseptlerinde neler olacak? Yeni riskler neler? Yeni genel risklerin bir kısmını yukarıda anlatmaya çalıştık. Tabii ki, bir de bunlara karşı alınması gereken önlemler var.

Salgının tüm dünyada başladığı andan itibaren bazı ülkeler hassas davrandı. Bazı ülkeler dur bakalım, anlayalım ne oluyor dedi (tabii burada ekonomik kaygıların rolü büyük), bazı ülkeler de akışına bıraktı. Ama görüldü ki, durum sanıldığının çok ötesinde bir salgındı; ölümcül vakalarla sonuçlandı; hatta ülke yöneticilerine kadar giden bir süreçle karşılaşıldı.

Artık çok ciddi uluslararası işbirliklerinin kurgulanması gerekliliği gün gibi aşikârdır. Özellikle hükümet yönetimleri, sağlık birimleri ve kolluk kuvvetleri bu işin içinde direk oldukları ve ciddi manada yük aldıkları risk üstlendikleri görüldü. Özel güvenlik de önleyici tedbir anlamında, güvenlik birimleri olarak sorumluluk alanlarında ki giriş ve çıkışlarda yerlerini almak suretiyle ilk tespit noktasında ve tecritte çok önemli görevleri üstlenmiş oldular. Neticede sadece çocuğunun ateşini ölçebilen güvenlik mensupları, nasıl olacağını tam olarak kavrayamadan termal kamera ile ateş ölçer hale geldiler ve bu sürecide başarı ile yürüttüler. Her şeye rağmen kesintisiz olarak görev noktalarındaki hizmetlerini sürdürmeye devam ettiler ve devam ediyorlar.

Yeni süreçte toplum sağlığı, tüm alanlarda olacağı gibi güvenlik hizmetlerinde de ana görevler içinde yerini alacaktır. Bu anlamda elektronik tabanlı güvenlik organizasyonlarına ağırlık verileceği gözlenmektedir. Bu geçen kısa sürede tüm toplumlar, sosyal mesafe/güvenlikli mesafe kavramını istisnalar dışında kavradılar ve çok çabuk adapte olarak uygulamaya başladılar. Bu alışkanlık biçimi artık kalı hale dönüşebilir. Dolayısı ile insanların birbiriyle olan fiziki temaslarını en aza indirgemesi beklenecektir. Şimdiki uygulamaların aksine rol sahipleri ile güvenlik temasları en aza indirgenerek uzaktan takip yöntemi ağırlık kazanabilir. Bu anlamda bir takım tespit ve teşhis yöntemleri artık uzaktan kumandalı robotik uygulamalara yerini bırakabilir.

Özel kolluk kuvvetlerinin eğitim kalıpları, konuları ve içeriklerinin değişmesi kaçınılmaz olacaktır. Artık basmakalıp eğitimlerin yerine, gelişen ve değişen risklere göre güncel eğitim planlamaları yapılmalıdır. Teorik eğitimlerin yanında pratik eğitimler ve uygulamalı eğitimler ağırlık kazanacaktır. İster istemez eğitim kalite standartları üst seviyelere taşınacaktır. Hatta yeni bir takım suç ve suç şekillerinin ortaya çıkması ihtimal dâhilindedir. Onun için artık her an her şeye hazırlıklı olmak gerekmektedir.

Şu anda güvenlik birimlerince kullanılmakta olan koruma ve güvenlik planları iptal edilerek, muhtemel tehlikeler ve olası riskler için ayrıntılı ve işlevsel “Koruma ve Korunma Eylem” planlarına dönüştürülebilir. Bu planlar, senaryolar ve tatbikatlarla desteklenir hale getirildikten sonra uygulanabilir ana risk şablonu oluşturulabilir.

Özel güvenlik birimleri kendi yapıları ve yönetimleri özelinde, kriz merkezlerini oluşturabilirler. Birim içi ve dışı faktörler, kriz türleri ile özellikleri, krizin şiddeti, krize psikolojik, sosyo-politik ve ekonomik açıdan bakış, krizin oluşum, gelişim ve sonuç dönemleri, krize hassas ve hazır olmak, ekipman ile kaynak temini gibi ana başlıkları içeren “Güvenlik Kriz Yönetimlerinin” oluşturulması kaçınılmaz hale gelebilir.

Özel kolluğun temel yapısal değişikliklere ihtiyacı vardır. Her ne kadar vatandaş gözünde genel kolluk görevleri ile özel kolluk görevleri arasında bir takım yönetsel benzerliklerin olduğu varsayılsa da, bu iki grubun görevleri, hiyerarşik yapıları, alanları, görev yetki ve sorumlulukları, hesap verebilirlikleri, eğitimleri, özlük hakları, organizasyon yapıları anlamında tamamen birbirlerinde farklı yapılardır.

Güvenlik birimleri içinde yer alan farklılıkları kaldırarak tek bir yapı ile özlük sorunlarının da çözüme kavuşturulması hizmet kalitesi yanında sorumlulukları arttıracaktır. Uygulamada;

*Şirket görevlileri

*Birim görevlileri

*657 ye tabi görevliler

*Sürekli işçi kadrosundaki görevliler

*Kit’lerdeki görevliler

*Belediye şirketlerindeki görevliler

*TYP -Toplum Yararına Programlardaki görevliler gibi alt başlıklar vardır.

Türk özel güvenlik teşkilatının otuz dokuz yıllık geçmiş hizmet süreçleri gelişen ve değişen şartlar penceresinden bakıldığında güvenlik birimleri yan kuruluş olmaktan çıkarılarak müstakil birimler haline getirilmesi gerekliliğini ortaya koymuştur.

Bundan sonraki süreç belki de bir yol ayrımının yaşanacağı sürecin başlangıcı olacaktır.

1. seçenek, ya tamamen idari ve işlevsel yapısı itibari ile devletin genel güvenlik birimleri içinde ayrı bir yeri olan yapı (çarşı ve mahalle bekçileri gibi) olacaktır.

2. seçenek de tamamen kendi yapılanmasını tamamlayarak üst ve alt yapılarını oluşturmuş, tek merkezli aynı yapıda kendi kararlarını kendisinin aldığı yapı haline gelecektir.

Gelinen noktada ve ifa edilen görev anlamında devletin özel güvenlik üzerindeki bir takım çekincelerinin artık ortadan kalkmış olduğunu düşünmek istiyoruz.

 

Cengiz KIVILCIM

26.06.2020

Son Güncelleme ( Cuma, 26 Haziran 2020 08:20 )